Süleyman Çelebi, Vesiletü’n Necat’ı Neden Yazdı?

15. yüzyılın başlarında Osmanlı’nın payitahtı Bursa, medreseleri, tekkeleri, camileriyle bir ilim ve kültür merkezine dönüşmüştü. Bu dönemde Ulu Cami, şehrin kalbi sayılan büyük ibadet ve ilim mekânıydı. Caminin minberinde bir gün ehl-i sünnet dışı görüşleri olan Kara bir kişi belirdi. Efendimiz aleyhisselatü vesselamın diğer peygamber efendilerimizin imamı mesabesinde olduğunu reddediyordu. Onu sıradan bir insan olarak tarif ediyor, diğer peygamberlerin üstünlüklerini sıralıyordu. Peygamberler arasında kendince ayrımda bulunuyor, kendisine de üstün payeler biçiyordu. Bu durum, cemaatin zihinlerinde karışıklığa, gönüllerde ise huzursuzluğa yol açıyordu.

İşte tam bu ortamda, Süleyman Çelebi’nin gönlü sarsıldı. O, bu sözlerin ümmetin inancına zarar vereceğini sezdi. İnsanların gönüllerinde Efendimiz aleyhisselatü vesselamın sevgisini ve üstünlüğünü perçinleyecek bir esere ihtiyaç vardı. Süleyman Çelebi kalemine sarıldı, gönlünden doğan aşkı beyitlere döktü. Böylece “Vesîletü’n-Necât” adıyla bilinen ve halk arasında Mevlid-i Şerif olarak anılan eser ortaya çıktı.

Çelebi’nin amacı sadece bir şiir yazmak değildi; imanları kuvvetlendirmek, kalplerdeki muhabbeti diri tutmak ve ümmetin birliğini pekiştirmekti. Onun beyitlerinde Hz. Peygamber’in nübüvveti, güzel ahlakı, rahmet vasfı ve ümmetine olan sevgisi işleniyordu. Dili sade, duygusu derin, mesajı kuşatıcıydı. Bu yüzden eser kısa sürede halk arasında büyük kabul gördü, meclislerde, düğünlerde, cenazelerde, kandil gecelerinde okunmaya başlandı.

Süleyman Çelebi’nin yazdığı bu eser, aslında bir ilmî reddiye değil, bir gönül şaheseri oldu. Osmanlı toplumunda Peygamber sevgisinin en güçlü taşıyıcısı hâline geldi. Derler ki Osmanlı’yı Yunus kurmuştur, Süleyman Çelebi kurtarmıştır. Fetret döneminde yazılan bu eser, birliği yeniden tesis etmiş ve Osmanlı devletini büyük bir buhrandan çıkaracak etkiyi taşımıştır. Asırlar boyunca okunan her Mevlid, aslında Bursa’daki o tartışmaya ve ümmet arasında çıkan bütün fitnelere karşı verilmiş kalıcı bir cevaptır: Ümmetin kalbi, Hz. Muhammed aleyhisselatü vesselamın doğumuyla dirilir, mirasıyla yaşar.

Add Comment