Mevlid geleneği, yalnızca Anadolu’ya mahsus bir kültür değil; bütün İslâm coğrafyasına yayılmış ortak bir mirastır. Hz. Peygamber aleyhisselatü vesselamın doğumunu anmak, Müslümanların gönüllerinde aynı sevinci uyandırdığı için, her toplum kendi dilinde, kendi musikisiyle bu sevgiyi dile getirmiştir. Böylece farklı coğrafyalarda yüzlerce Mevlid metni ortaya çıkmış, her biri kendi toplumunun edebî ve kültürel üslubunu yansıtırken aynı zamanda ümmetin müşterek hafızasında birleşmiştir.
Mısır’da Endülüslü âlim İbn Dihye’nin kaleme aldığı et-Tenvîr fî Mevlidi’s-Sirâci’l-Münîr, Hz. Peygamber’in doğumunu anlatan ilk kapsamlı eserlerden biri olmuştur. Kuzey Afrika’da Mevlid törenleri, kaside ve ilahilerle şekillenmiş, özellikle Mağrib bölgesinde bestelenen naatlar büyük rağbet görmüştür. Şam, Halep ve Kudüs gibi şehirlerde Mevlid geceleri; zikir halkaları, şiirler ve dualarla süslenmiştir. Osmanlı topraklarında ise Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ı halkın gönlünde derin bir karşılık bulmuş, hem edebî hem de manevî olarak bir klasik hâline gelmiştir.
Hint altkıtasında Müslümanlar, Urduca ve Farsça Mevlid metinleriyle aynı duyguyu yaşatmış, camilerde ve tekkelerde bu eserleri okuyarak Peygamber sevgisini tazelemiştir. Balkanlarda, özellikle Bosna ve Kosova’da, Mevlid törenleri halkın kimliğini ve dini bağlılığını canlı tutan bir unsur hâline gelmiş; bestelenmiş naatlar, halk ilahileri ve toplu dualar eşliğinde kutlanmıştır.
Her coğrafyada farklı formlarda ortaya çıkan bu eserlerin ortak noktası, Hz. Peygamber’in doğumunun sadece tarihî bir olay değil, ilâhî rahmetin tecellisi olarak görülmesidir. Bu yüzden mevlid metinleri, Müslümanların kalbinde asırlar boyunca aynı coşkuyu yeniden uyandırmış, ümmetin müşterek sevinci hâline gelmiştir.
